Baba Yusuf Atina’da «Hani bir söz var: Büyük lokma ye fakat büyük konuşma»




Bugünden itibaren yeni bir makale serisi başlıyor.
Atina anılarıyla Baba Yusuf GRTRnews’de!

Baba Yusuf kimdir
Baba Yusuf emekli tarih öğretmeni olup, Yozgat’lıdır. Ankara Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Son 3 yılını Atina’da geçirmektedir çünkü eşiyle birlikte torununa bakmaktadır. Ankara’da öğretmenlik yaptığı sıralarda öğrencileri yakında onun bir Yunan damadı olacağını öğrenince, sorarlar: «Hocam, onca senedir bize Türk-Yunan savaşlarını anlatıyorsunuz, şimdi de kızınızı bir Yunanlıyla evlendiriyorsunuz ?!»  Baba Yusuf’un cevabı: «Evet, 30 yıldır Türk-Yunan savaşlarını anlattım, şimdi artık Türk-Yunan barışını anlatmanın sırası geldi…» 


Hani bir söz var: Büyük lokma ye fakat büyük konuşma

Gerçekte  büyük mü konuştum yoksa ilahi tecelli mi öyle istedi bilemiyorum, kızım bir Yunanlıyla evlendi. İşte bundan sonra ailece Yunanistan’a, Atina’ya sık sık gidip gelmeye başladık.

Atina’ya  ilk gidişimde, eski çağın bu antik kentine vardığımda Herodot, Tukididesle karşılaşacağım, onlardan tarih bilimini öğreneceğim, sonra Sokrates, Platon ve Aristo’yla görüşeceğim gibi geldi. Rahmetli Hocam Prof. Dr. Halil Demircioğlu ve dersleri gözümde canlandı. Nasıl da heyecanlı anlatırdı, ne kadar da hakimdi konulara.

Damat Bey sağolsun ricamıza gerek kalmadan Atina’nın antik yerlerini, çevredeki ören ve tarihi kalıntıları hep gezdirdi. Gezdiğim gördüğüm yerlerde  ben de tarihin sayfalarına daldım.  Bazan Likurg oldum, bazan Solon. Kimi zaman Aristo, kimi zaman Perikles. Kimi yerde  Leonidas, kimi yerde Miltiades…

Çarşı pazarını gezdim.Osmanlının izlerini aradım. Osmanlı eserlerine karşı  Müslüman Suudi Arabistan yönetimden daha olumlu bir yaklaşımın sergilenmiş olduğunu fark ettim. Osmanlı dönemine ait tüm eserlerin ayakta ya da korunuyor olduğunu söylemiyorum. Ama, doğanın, bilinçsizliğin tahribatından kurtulmuş olanların özenle korunuyor olduğunu söyleyebilirim.

Yunanistan’a her gidişimde birçok süprizlerle karşılaştım, anılarla döndüm. Sözgelimi bir defasında Yunanistan’ın bağımsızlığa kavuştuğunda başkentliğini yaptığı  Nafpilyo’ya gittim. Burada suyu kesilmiş  Osmanlı çeşmesi sanki bana  “beni burada öksüz ve yetim bıraktınız” diyordu. Gözlerim doldu. Yaptıranına ve bu topraklarda can vermiş tüm geçmişime bir fatiha yolladım.

Osmanlı’ya ait izler burada bana böyle hüzünlü anlar yaşattığı gibi, mübadele gereği Yunanistan’a yerleşmiş ailelerin, onların torunlarının da Anadolu özlemiyle ama dostça yanıp ahhh(!) ettiklerine tanık oldum.

Bazen ilginç tiplerle de karşılaştığım oldu. İstanbul’dan gelen Rumların yerleştiği daha doğrusu onların imar ve ihya ettikleri Faliro adlı bir semt var Atina’da. Bir gün eşimle kızımın evine yakın bir yerde kurulan semt pazarına gitmiştik. Bir pazarcının tezgahına birşeyler almak için yaklaştık. Tezgahın önünde alacaklarımız hakkında  hanımla konuşurken arkamızdan bir kadın “Yunanca konuş vatandaş Yunanca!” diye seslendi. Döndüm ve sordum : Bize mi konuşuyorsunuz, siz İstanbullu musunuz?”

Kadın “evet size konuşuyorum” dedi. Niçin böyle davrandığını sordum. “Bize İstanbul’da böyle derlerdi, Türkçe konuşun  diye taciz ederlerdi.  Ben de sizi uyarıyorum”.  Şaştım, kaldım. ”Ama sen Türkiye vatandaşıymışsın, ben ve eşim Yunanistan vatandaşı değiliz” diye cevaplamaktan da kendimi alamadım.

Ege kıyısında iki güzel ülke. Bu ülkelerin güzel insanları umarım bundan sonra birbirlerine karşı acıyı, düşmanlığı değil,  sevgiyi ve gülümsemeyi seçerler.

Şimdilik bu kadar. Başka sefere başka anılarda buluşmak üzere…

 




Ξενοδοχεία στην Κωνσταντινούπολη


Ξενοδοχεία στη Σμύρνη


Ξενοδοχεία στην Καππαδοκία