Türkler ve Yunanlar müzikte birleşiyor

Yunan müzisyen Eleni Karaindrou ile Türk besteci Ender Sakpınar, hükümetleri arasındaki siyasi anlaşmazlıklara rağmen ülkelerinin ortak müzik mirası temelinde oluşturulan programlarda işbirliği yapıyorlar.

Türkiye’den ve Yunanistan’dan müzisyenler, her iki ülke arasındaki siyasi anlaşmazlıkların açtığı yaraları sarmak için kendi paylarına düşeni yapıyorlar.

Tanınmış Yunan müzisyeni Eleni Karaindrou, bu ay başında Türk müzisyen Ender Sakpınar ve orkestrasıyla birlikte İstanbul Caz Festivali’nde bir performans sergiledi. Gösterinin sonunda Türk ve Yunan dinleyicilerin gök gürlemesini andıran tezahüratlarının yanısıra Karaindrou’nun ışıl ışıl gözlerine yansıyan, işte bu özel anların dönüştürücü gücüydü.

«Müzik, insanların kalplerine konuşan evrensel bir dildir.» diyor Karaindrou,SETimes‘a verdiği demeçte.

Sakpınar ve Karaindrou, ‘Umut ve Barış Şarkıları’ olarak adlandırılan ve hükümetlerinin arasındaki siyasi anlaşmazlıklara rağmen hoşgörüye yer açmak için ülkelerinin ortak müzik mirasını kullanmayı amaçlayan bir dizi konserde partnerlik yaptılar.

Sakpınar, idareciler arasındaki didişmenin müziğin gücüne karşı koyamayacağına inanıyor.

Sakpınar, SETimes‘a yaptığı açıklamada «İzleyiciler hep bir ağızdan ezgileri mırıldanır ve aynı anda tempo tutarken siyasi anlaşmazlıkların silindiği ve karşılıklı anlayışın yolunun açıldığı ortak bir platform oluşuyor.» diyor.

Fakat konserler dizisi, sadece şarkıyla ve şenlikle geçmiyor. On yıldır projenin koordinasyonunu yürüten Sakpınar, müzisyenlerin geniş dinleyici kitlelerine hoşgörü mesajı vermeden önce birbirlerine güvenmeyi öğrenmeleri gerektiğini ifade ediyor.

«Projemize başladığımızda, asıl gayemizin ne olduğu konusunda özellikle Yunan tarafında ciddi bir kuşkuculuk hakimdi. Hatta orkestramızda çalan bazı Yunan müzisyenler, projeyi yakın çevrelerine bile anlatmakta güçlük çektiler.»

Orkestra şefinin grubu biraraya getirmek için izlediği yol, şarkı repertuarı hazırlıklarında hem Yunan hem de Türk sanatçılardan yararlanmak oldu. Sakpınar, böylece konserleri sayesinde çok zorlu ortamlarda bile hedeflerine ulaşmanın kolaylaştığını belirtiyor.

«2006 yılı yazında Rodos’ta bir ortak konser vermeye geldiğimiz dönemde iki ülke arasında nasıl bir siyasi gerilim yaşandığını anımsayın. Bir yandan Ege Denizi’ndeki itdalaşları, diğer yandan Kardak adacıkları üzerinden yaşanan kriz. Bütün bunlara rağmen 2.000 kişi konserimizi izlemeye geldi.»

Sakpınar, «İnsanlar bizzat konserlere gelip bizi görünce, Türk-Yunan ilişkilerini en baştan yeniden keşfetmeye başladılar.» diye ekliyor.

Karaindrou ise SETimes‘a yaptığı açıklamada Yunan olmasına rağmen Türk müzikseverlerden sıcak bir ilgi gördüğünü söylüyor.

«Türkiye’nin her yerinde tanınmıyorum ama kendini bana yakın hisseden müzikseverler yüreklerini bana açmaktan hiç kaçınmıyorlar.» diyen Karaindrou, ne zaman Türk müzisyenlerle işbirliğine girse inanılmaz bir deneyim kazandığını ifade ediyor.

Bununla birlikte konser organizatörleri, başarılarının en alttan başlayarak hükümetin en üst noktasına kadar etki yapmasını istiyorlar.

Politikacılar, belediye başkanları ve valiler gösterilere davet ediliyorlar. Katılmaları halinde de gösteriden önce düşüncelerini deniz ötesiyle paylaşmak üzere konuşma yapmaları gerekiyor.

Sakpınar, «Konserler sayesinde sorunlarımızı konuşma ve durumu nasıl iyileştirebiliriz diye beyin fırtınası yapma fırsatı buluyoruz. Ancak şu da bir gerçek ki bu tür girişimlere iki tarafın işadamlarının ve kamu kurumlarının daha fazla destek vermesi gerekiyor.» diyor.

Ege’nin her iki yakasında her gün daha çok sayıda sanatçının, bu projenin öne çıkardığı gibi müzik yoluyla barış formülünü kucakladığının işaretlerini alıyoruz.

Türk şarkıcı Mehtap Demir’in ‘Benim Tatlı Kanaryam’ grubunda yer alan Yunan, İsrailli ve Türk müzisyenler, 21 Ekim’de Selanik’te yapılacak Womex Expo Dünya Müziği etkinliğinde mesajlarını aktarmayı umuyorlar.

SETimes‘a demeç veren Demir, «Müziğin gücü yerel, kültürel ve dinsel boyutların kaynaşmasından geliyor. Müzisyenlerin bunu halkla paylaşması ve bu temaya vurgu yapması gerekiyor.» görüşünü ifade etti.

Demir’in grubu, 20nci yüzyıl rembetiko (Rum blues müziği) kraliçesi olarak bilinen Roza Eskenazi’nin anısına kuruldu. Eskenazi, İstanbullu bir Sefarad ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi fakat ilk çocukluk yıllarında ailesi, o zamanlar hâlâ Osmanlı İmparatorluğu’nun parçası olan Selanik’e taşındı.

Şarkıcı, Türk ve Yunan halklarının kahve ve mahalli danslar gibi kültürel unsurlara sahip çıkmakta ısrarcı olmasından yakınıyor.

«Benim Tatlı Kanaryam gibi müzik projeleri, bu unsurların ortak bölgesel kültürü yansıttığını ortaya koyuyor.»

Demir, konserlerinden birinde Yunan bir politikacıyla arasında geçen ilginç bir sohbeti anlatıyor.

«Bana 58 yaşında olduğunu, büyükannesinin küçükken ona söylediği ‘Rambi’ şarkısını o gün benim seslendirdiğimi ve kendisine çocukluğunu hatırlattığımı anlattı.»

Etkinliği izlemek için tıklayın

Southeast European Times adına İstanbul’dan Menekşe Tokyay’ın haberi


Ξενοδοχεία στην Κωνσταντινούπολη


Ξενοδοχεία στη Σμύρνη


Ξενοδοχεία στην Καππαδοκία